Çocuklarda Sosyal-Duygusal Gelişim
Çocuklarda sosyal-duygusal gelişim; çocuğun kendi duygularını fark etmesi, ifade etmesi ve düzenlemesi; başkalarının duygularını anlayabilmesi; sosyal ilişkiler kurabilmesi ve farklı sosyal durumlara uyum sağlayabilmesiyle ilişkili gelişim sürecidir.
Bir çocuğun arkadaşlarıyla oyun oynaması, sıra beklemesi, hayal kırıklığı yaşadığında sakinleşmeye çalışması, bir arkadaşının üzüldüğünü fark etmesi veya ihtiyaçlarını uygun yollarla ifade edebilmesi sosyal-duygusal becerilerle ilişkilidir.
Bu beceriler doğuştan tamamlanmış hâlde bulunmaz. Çocuk büyüdükçe, çevresindeki yetişkinleri gözlemledikçe ve farklı sosyal deneyimler yaşadıkça gelişir.
Sosyal-duygusal gelişim yalnızca "iyi davranmak" veya "uyumlu olmak" anlamına gelmez. Çocuğun kendi duygularını tanıması, sınırlarını ifade edebilmesi, başkalarıyla ilişki kurabilmesi ve zorlayıcı durumlarla baş edebilmesi de bu gelişim alanının önemli parçalarıdır.
Sosyal-Duygusal Gelişim Nedir?
Sosyal-duygusal gelişim iki temel alanın birbirleriyle etkileşimini içerir:
Sosyal gelişim, çocuğun diğer insanlarla ilişki kurma ve sosyal ortamlarda uygun davranışlar geliştirme sürecini kapsar.
Duygusal gelişim ise çocuğun kendi duygularını fark etmesi, anlamlandırması, ifade etmesi ve zaman içerisinde düzenleyebilmesiyle ilişkilidir.
Bu iki alan birbirinden tamamen bağımsız değildir.
Örneğin bir çocuk arkadaşının oyuncağını almak istediğinde yalnızca sosyal bir durum yaşamaz. Aynı zamanda isteğini ertelemesi, hayal kırıklığıyla baş etmesi ve karşısındaki kişinin duygularını anlaması gerekebilir.
Bu nedenle sosyal davranışların önemli bir bölümü duygusal becerilerle birlikte gelişir.
Sosyal-Duygusal Gelişim Neden Önemlidir?
Sosyal-duygusal beceriler çocuğun günlük yaşamının pek çok alanını etkiler.
Bu beceriler;
- arkadaşlık kurma,
- grup etkinliklerine katılma,
- duyguları ifade etme,
- anlaşmazlıklarla baş etme,
- yardım isteme,
- kurallara uyum sağlama,
- okul ortamına adapte olma
gibi birçok durumda kullanılır.
Çocuğun bilişsel becerilerinin güçlü olması tek başına yeterli değildir.
Örneğin bir çocuk akademik görevleri başarılı şekilde yerine getirebilir ancak hayal kırıklığı yaşadığında yoğun biçimde zorlanıyorsa okul ortamında farklı güçlükler yaşayabilir.
Bu nedenle gelişim değerlendirmesinde bilişsel ve akademik becerilerin yanında sosyal-duygusal becerilerin de dikkate alınması önemlidir.
Duyguları Tanıma Becerisi
Duygusal gelişimin ilk basamaklarından biri duyguları fark edebilmek ve adlandırabilmektir.
Çocuklar başlangıçta mutluluk, üzüntü, korku ve öfke gibi daha temel duyguları ayırt etmeye başlarlar.
Zaman içerisinde;
- hayal kırıklığı,
- kıskançlık,
- utanma,
- gurur,
- endişe
gibi daha karmaşık duyguları da anlamaya başlayabilirler.
Çocuğun duygularını adlandırabilmesi, yaşadığı deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olabilir.
Örneğin "Sinirliyim." demek ile yalnızca bağırmak veya vurmak arasında önemli bir fark vardır.
Çocuk duygusunu tanımlayabildikçe zaman içerisinde onu yönetmek için daha uygun yollar geliştirebilir.
Duyguları İfade Etme
Çocukların duygularını hissetmeleri kadar onları nasıl ifade ettikleri de gelişimsel bir süreçtir.
Küçük çocuklar yoğun duyguları çoğu zaman davranışlarıyla gösterebilirler.
Örneğin hayal kırıklığı yaşayan küçük bir çocuk ağlayabilir, bağırabilir veya kendisini yere bırakabilir.
Bu davranışlar her zaman "şımarıklık" veya "kötü davranış" olarak değerlendirilmemelidir.
Çocuk henüz yaşadığı yoğun duyguyu sözel olarak ifade etmek veya düzenlemek için gerekli becerileri yeterince geliştirmemiş olabilir.
Yaş ilerledikçe çocukların;
- "Çok kızdım."
- "Bunu istemiyorum."
- "Üzüldüm çünkü benimle oynamadı."
gibi ifadeler kullanabilmeleri beklenebilir.
Yetişkinlerin görevi duyguyu ortadan kaldırmak değil, çocuğun duygusunu uygun yollarla ifade etmeyi öğrenmesine yardımcı olmaktır.
Duygu Düzenleme Nedir?
Duygu düzenleme, kişinin yaşadığı duyguyu fark etmesi ve davranışlarını bu duyguya rağmen yönetebilmesiyle ilişkili becerileri kapsar.
Duygu düzenleme; duyguyu bastırmak veya hiç üzülmemek, öfkelenmemek anlamına gelmez.
Amaç çocuğun duygusunu yaşayabilmesi ancak bu duygunun davranışlarını tamamen kontrol etmemesidir.
Örneğin oyunda kaybeden bir çocuğun üzülmesi veya öfkelenmesi normaldir.
Duygu düzenleme becerisi geliştikçe çocuk "Çok kızdım ama tekrar oynayacağım." gibi daha işlevsel tepkiler verebilir.
Bu beceri çocukluk boyunca gelişmeye devam eder.
Öz Düzenleme Nedir?
Öz düzenleme, duygu düzenlemeden daha geniş bir kavramdır.
Çocuğun;
- duygularını,
- davranışlarını,
- dikkatini,
- dürtülerini
belirli bir hedef doğrultusunda yönetebilmesini kapsar.
Örneğin çocuk çok heyecanlı olmasına rağmen öğretmenin konuşmasının bitmesini bekliyorsa öz düzenleme becerilerinden yararlanıyor olabilir.
Benzer şekilde istediği oyuncağı hemen alamadığında bekleyebilmesi veya başladığı görevi tamamlamak için dikkatini sürdürebilmesi de öz düzenlemeyle ilişkilidir.
Bu nedenle sosyal-duygusal gelişim ile dikkat ve yürütücü işlevler arasında yakın bir ilişki bulunur.
Empati Nasıl Gelişir?
Empati, başka bir kişinin duygu ve deneyimlerini anlayabilme ve bunlara uygun şekilde karşılık verebilme becerisidir.
Küçük çocuklar zaman içerisinde diğer insanların kendilerinden farklı düşünce ve duygulara sahip olabileceğini anlamaya başlarlar.
Örneğin arkadaşının düştüğünü gören bir çocuk başlangıçta sadece olaya bakabilir.
Zaman içerisinde arkadaşının canının acıdığını anlayıp yanına gitmesi, yardım etmeye çalışması veya bir yetişkini çağırması sosyal-duygusal gelişimdeki ilerlemeyi gösterebilir.
Empati öğretilebilir bir "kural" olmaktan çok sosyal deneyimler içerisinde gelişen bir beceridir.
Yetişkinlerin kendi davranışları da bu süreçte önemli model oluşturur.
Akran İlişkileri
Çocukların akranlarıyla kurdukları ilişkiler sosyal gelişim açısından önemli öğrenme fırsatları sağlar.
Akran oyunları sırasında çocuklar;
- paylaşma,
- sıra bekleme,
- iş birliği,
- pazarlık yapma,
- fikir ayrılıklarıyla baş etme,
- sınır koyma,
- başkalarının sınırlarına saygı gösterme
gibi birçok beceriyi kullanırlar.
Ancak çocukların sosyal becerileri aynı hızda gelişmez.
Bazı çocuklar yeni bir ortama hızla katılırken bazıları önce uzun süre gözlem yapmayı tercih edebilir.
Bu farklılıklar çocuğun mizacıyla da ilişkili olabilir.
Bu nedenle utangaç veya çekingen davranan her çocuğu "sosyal açıdan yetersiz" olarak değerlendirmek doğru değildir.
Mizaç ve Sosyal-Duygusal Gelişim
Mizaç, çocukların dünyaya tepki verme biçimlerindeki bireysel farklılıkları ifade eder.
Bazı çocuklar;
- daha hareketli,
- daha sakin,
- daha sosyal,
- daha çekingen,
- değişikliklere daha hızlı uyum sağlayan
bir yapıya sahip olabilirler.
Mizaç tek başına iyi veya kötü değildir.
Örneğin yeni ortamlarda temkinli davranan bir çocuk, ortamı tanıdıktan sonra oldukça güçlü sosyal ilişkiler kurabilir.
Bu nedenle çocuğun sosyal-duygusal gelişimi değerlendirilirken mizacının da dikkate alınması önemlidir.
Amaç çocuğun kişiliğini değiştirmek değil, mevcut özellikleri içerisinde sağlıklı baş etme becerileri geliştirmesine yardımcı olmaktır.
Yaşa Göre Sosyal-Duygusal Gelişim
Sosyal-duygusal beceriler çocukluk boyunca önemli ölçüde değişir.
Ancak yaşlara göre verilen özellikler kesin kurallar değildir.
2–3 Yaş
Bu dönemde çocuklar daha bağımsız hareket etmek isteyebilir ve sık sık "ben yapacağım" davranışı gösterebilirler.
Duygular yoğun yaşanabilir ve çocukların kendi kendilerini sakinleştirme kapasiteleri henüz sınırlıdır.
Akranlarla yan yana oyun oynama sık görülür.
Paylaşma ve sıra bekleme konusunda yetişkin desteğine ihtiyaç duyulabilir.
3–4 Yaş
Çocuklar akranlarıyla daha fazla etkileşim kurmaya ve ortak oyunlar geliştirmeye başlayabilirler.
Temel duyguları daha iyi tanıyabilir ve duygularını kelimelerle ifade etmeye başlayabilirler.
Ancak yoğun duygular sırasında yetişkin desteğine ihtiyaç devam edebilir.
4–5 Yaş
Grup oyunları daha karmaşık hâle gelebilir.
Çocuk arkadaşlarının düşüncelerini ve isteklerini daha fazla dikkate almaya başlayabilir.
Basit sosyal kuralları daha iyi anlayabilir ve anlaşmazlıkları bazen sözel yollarla çözmeye çalışabilir.
5–6 Yaş
Okula hazırlık döneminde çocuklardan grup kurallarına daha uzun süre uyum sağlamaları, görevlerde sıra beklemeleri ve duygularını daha fazla kontrol edebilmeleri beklenebilir.
Arkadaşlık ilişkileri daha belirgin hâle gelir.
Çocuk diğer insanların kendisi hakkında ne düşündüğüne daha fazla önem vermeye başlayabilir.
Okul Çağı
Okul döneminde sosyal ilişkiler giderek daha karmaşık hâle gelir.
Çocuklar arkadaş grupları oluşturabilir, sosyal karşılaştırmalar yapabilir ve aidiyet duygusuna daha fazla önem verebilirler.
İş birliği, problem çözme ve sosyal çatışmaları yönetme becerileri gelişmeye devam eder.
Aynı zamanda akademik performans, akran ilişkileri ve yetişkin geri bildirimleri çocuğun kendilik algısını etkileyebilir.
Sosyal-Duygusal Gelişim ile Dil Arasındaki İlişki
Dil becerileri sosyal-duygusal gelişimde önemli rol oynar.
Çocuk duygularını kelimelerle ifade edebildiğinde davranış yoluyla ifade etme ihtiyacı azalabilir.
Örneğin;
- "Bunu istemedim."
- "Benim de oynamama izin verir misin?"
- "Çok sinirlendim."
gibi ifadeler sosyal çatışmaların sözel yollarla çözülmesini kolaylaştırabilir.
Dil güçlüğü yaşayan bazı çocuklar ise sosyal durumlarda ne söyleyeceklerini ifade etmekte zorlandıkları için davranışsal tepkiler gösterebilirler.
Bu nedenle sosyal davranışlar değerlendirilirken dil becerilerinin de dikkate alınması önemlidir.
Sosyal-Duygusal Gelişim ile Dikkat Arasındaki İlişki
Bir sosyal ortamı anlamak dikkat gerektirir.
Çocuğun karşısındaki kişinin yüz ifadesini fark etmesi, konuşulanları dinlemesi ve oyunun kurallarını takip etmesi dikkat süreçlerinden yararlanmasını gerektirir.
Dikkatini yönetmekte zorlanan bir çocuk bazı sosyal ipuçlarını kaçırabilir.
Örneğin arkadaşının konuşmasını tamamlamadan araya girmek veya oyunun değişen kurallarını fark edememek sosyal açıdan sorun gibi görünebilir ancak dikkat ve dürtü kontrolüyle de ilişkili olabilir.
Bu nedenle gelişim alanlarını birbirinden tamamen bağımsız değerlendirmemek önemlidir.
Çocukların Sosyal-Duygusal Gelişimi Nasıl Desteklenebilir?
Sosyal-duygusal gelişim büyük ölçüde günlük ilişkiler içerisinde desteklenebilir.
Duyguları isimlendirin
Çocuğun yaşadığı duyguyu sözel hâle getirmesine yardımcı olabilirsiniz.
Örneğin "Oyunun bittiği için üzülmüş görünüyorsun." veya "Arkadaşın oyuncağını alınca kızdın." gibi ifadeler kullanılabilir.
Burada amaç çocuğa ne hissetmesi gerektiğini söylemek değil, yaşadığı duyguyu anlamlandırmasına yardımcı olmaktır.
Duyguyu kabul edin, davranışa sınır koyun
Çocuğun bir duyguyu yaşaması ile bu duyguyla yaptığı davranış aynı şey değildir.
Örneğin "Sinirlenebilirsin ama vuramazsın." ifadesi hem duyguyu kabul eder hem de davranış sınırını açık biçimde gösterir.
Bu yaklaşım çocukların duygularını bastırmadan davranışlarını düzenlemeyi öğrenmelerine yardımcı olabilir.
Problem çözme fırsatı verin
Çocuk arkadaşlarıyla bir anlaşmazlık yaşadığında yetişkinin her sorunu hemen çözmesi gerekmeyebilir.
Yaşa uygun durumlarda "İkiniz de aynı oyuncağı istiyorsunuz. Sence ne yapabiliriz?" gibi sorularla çocukların çözüm üretmelerine fırsat verilebilir.
Bu yaklaşım sosyal problem çözme becerilerini destekleyebilir.
Model olun
Çocuklar yetişkinlerin nasıl iletişim kurduğunu gözlemlerler.
Bir yetişkin hata yaptığında özür diliyor, öfkesini kontrol edebiliyor ve sorunları konuşarak çözmeye çalışıyorsa çocuk için güçlü bir sosyal model oluşturur.
Bu nedenle sosyal-duygusal gelişim yalnızca çocuğa ne söylediğimizle değil, çocuğun bizi nasıl gördüğüyle de ilişkilidir.
Çocuğu duygularından dolayı utandırmayın
"Ağlanacak ne var?", "Korkacak bir şey yok." veya "Bebek gibi davranma." gibi ifadeler çocuğun duygusunu anlamasına yardımcı olmaz.
Çocuk gerçekten korkuyor veya üzülüyorsa yetişkinin bu duyguyu geçersiz sayması duygunun ortadan kalkmasını sağlamaz.
Bunun yerine "Korktuğunu görüyorum. Ben yanındayım." gibi ifadeler daha destekleyici olabilir.
Her sorunu çocuğun yerine çözmeyin
Çocuğun yaşına uygun sosyal güçlüklerle baş etmesine fırsat vermek önemlidir.
Yetişkin her anlaşmazlığa hemen müdahale ettiğinde çocuk kendi sosyal problem çözme becerilerini kullanmak için daha az fırsat bulabilir.
Elbette zorbalık, güvenlik riski veya çocuğun baş edemeyeceği durumlarda yetişkin müdahalesi gereklidir.
Amaç destek ile bağımsızlık arasında uygun dengeyi kurmaktır.
Çocuğum Paylaşmıyor, Bu Normal mi?
Özellikle küçük çocuklarda paylaşma oldukça zor olabilir.
Bir oyuncağa sahip olma duygusu çocuk açısından güçlüdür ve paylaşma becerisi sosyal gelişimle birlikte zaman içerisinde gelişir.
Çocuğu sürekli "Paylaşmalısın." diye zorlamak yerine sıra alma kavramı kullanılabilir.
Örneğin "Şimdi iki dakika sen oynayacaksın, sonra arkadaşının sırası." gibi daha somut yapılandırmalar küçük çocuklar için daha anlaşılır olabilir.
Ayrıca yetişkinlerin çocuklardan sahip oldukları her şeyi paylaşmalarını beklemeleri de gerçekçi değildir.
Çocukların bazı kişisel eşyalarına sınır koymalarına izin verilebilir.
Çocuğum Çok Utangaç, Endişelenmeli miyim?
Utangaçlık tek başına gelişimsel bir problem değildir.
Bazı çocuklar yeni ortamlara alışmak için daha fazla zamana ihtiyaç duyar.
Çocuğu "Hadi konuş.", "Niye utanıyorsun?" veya "Bak herkes oynuyor." gibi ifadelerle zorlamak kaygıyı artırabilir.
Bunun yerine çocuğun ortamı gözlemlemesine ve hazır olduğunda katılmasına fırsat vermek daha yararlı olabilir.
Ancak sosyal çekingenlik çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyor, yoğun kaygıya neden oluyor veya çocuğun katılmak istediği etkinliklere katılmasını sürekli engelliyorsa daha kapsamlı değerlendirme düşünülebilir.
Öfke Nöbetleri Sosyal-Duygusal Gelişimin Parçası mıdır?
Özellikle erken çocukluk döneminde öfke nöbetleri görülebilir.
Küçük çocukların dil, dürtü kontrolü ve duygu düzenleme becerileri henüz gelişmekte olduğu için yoğun duygular davranış yoluyla ortaya çıkabilir.
Yaş ilerledikçe çocukların duygularını daha fazla sözel olarak ifade etmeleri ve kendilerini düzenleme becerilerinin gelişmesi beklenir.
Ancak öfke nöbetleri;
- çok yoğun,
- çok sık,
- uzun süreli,
- çocuğa veya çevresindekilere zarar verici,
- günlük yaşamı belirgin biçimde bozucu
bir hâle geliyorsa uzman değerlendirmesi yararlı olabilir.
Sosyal-Duygusal Gelişim Nasıl Değerlendirilir?
Sosyal-duygusal becerilerin değerlendirilmesinde çocuğun yalnızca kısa bir görüşmedeki davranışlarına bakmak yeterli olmayabilir.
Bu beceriler farklı ortamlarda değişiklik gösterebilir.
Örneğin çocuk evde oldukça konuşkan olabilirken okulda daha çekingen davranabilir.
Bu nedenle değerlendirmede;
- ebeveyn gözlemleri,
- öğretmen gözlemleri,
- akranlarla ilişkiler,
- doğal ortam gözlemleri,
- yapılandırılmış sosyal-duygusal görevler,
- uygun değerlendirme araçları
birlikte ele alınabilir.
Çocuğun davranışlarının ne sıklıkta ortaya çıktığı, hangi koşullarda görüldüğü ve günlük yaşamı ne ölçüde etkilediği özellikle önemlidir.
Ne Zaman Bir Uzmandan Destek Alınmalıdır?
Çocukların zaman zaman öfkelenmesi, arkadaşlarıyla sorun yaşaması veya duygularını düzenlemekte zorlanması gelişimin doğal bir parçası olabilir.
Ancak bazı durumlarda daha kapsamlı değerlendirme yararlı olabilir.
Örneğin;
- sosyal ilişkilerde sürekli ve belirgin güçlük yaşanması,
- yoğun ve devam eden kaygı,
- günlük yaşamı etkileyen öfke ve davranış sorunları,
- akran ilişkilerinden sürekli kaçınma,
- duyguları ifade etmede belirgin güçlük,
- yaşına göre belirgin öz düzenleme güçlükleri,
- daha önce kazanılmış sosyal veya iletişim becerilerinin kaybedilmesi
gibi durumlarda uygun bir uzmana başvurulabilir.
Tek bir davranış üzerinden tanı koymak doğru değildir.
Amaç çocuğun davranışının altında yatan ihtiyaçları ve gelişimsel süreçleri anlamaktır.
ECUP ile Sosyal-Duygusal Becerilerin Değerlendirilmesi
Sosyal-duygusal gelişimi değerlendirmek yalnızca çocuğun "uyumlu" veya "uyumsuz" olduğunu belirlemek anlamına gelmez.
Çocuğun farklı sosyal durumlarda nasıl tepki verdiğini, duygularını nasıl düzenlediğini ve sosyal ilişkilerde hangi alanlarda güçlü veya desteğe açık olduğunu anlamak daha kapsamlı bir yaklaşım gerektirir.
ECUP, çocukların gelişim süreçlerini farklı beceri alanları üzerinden değerlendirmeye ve zaman içerisindeki değişimi takip etmeye yardımcı olmak amacıyla geliştirilmiş dijital bir değerlendirme sistemidir.
ECUP kapsamında sosyal-duygusal beceriler; dikkat, bellek, dil, aritmetik ve fonolojik farkındalık gibi diğer gelişim alanlarından elde edilen bilgilerle birlikte ele alınabilir.
Bu yaklaşım çocuğu yalnızca "Sosyal becerileri iyi mi?" şeklinde değerlendirmek yerine;
"Hangi sosyal-duygusal becerilerinde güçlü, hangi durumlarda zorlanıyor ve diğer gelişim alanları bu performansla nasıl ilişkili olabilir?"
sorularını değerlendirmeye yardımcı olabilir.
ECUP sonuçları klinik tanı yerine geçmez. Sosyal-duygusal alanda belirgin ve devam eden güçlükler olduğunda değerlendirme sonuçlarının çocuğun gelişim öyküsü, ebeveyn ve öğretmen gözlemleri ve gerektiğinde kapsamlı uzman değerlendirmeleriyle birlikte ele alınması önemlidir.
Sık Sorulan Sorular
Sosyal-duygusal gelişim ne zaman başlar?
Sosyal-duygusal gelişim yaşamın ilk dönemlerinden itibaren başlar. Bebeklerin bakım veren kişilerle kurduğu ilişkiler, duygulara verilen tepkiler ve erken sosyal etkileşimler bu gelişim sürecinin temel parçalarıdır.
Çocuğun utangaç olması sosyal becerilerinin zayıf olduğu anlamına gelir mi?
Hayır. Utangaçlık veya yeni ortamlarda temkinli davranmak mizaçla ilişkili olabilir. Sosyal beceriler değerlendirilirken çocuğun ilişki kurma kapasitesi ve davranışlarının günlük yaşam üzerindeki etkisi birlikte ele alınmalıdır.
Çocukların öfkelenmesi normal midir?
Evet. Öfke doğal bir duygudur. Önemli olan çocuğun zaman içerisinde bu duyguyu tanıması ve kendisine veya başkalarına zarar vermeden ifade etmeyi öğrenmesidir.
Empati çocuklara öğretilebilir mi?
Empati gelişimsel ve sosyal bir süreçtir. Çocukların duygular hakkında konuşması, yetişkinlerin empatik davranışlara model olması ve farklı insanların bakış açılarını anlamaya yönelik günlük deneyimler empati gelişimini destekleyebilir.
Çocuğumu paylaşmaya zorlamalı mıyım?
Özellikle küçük çocuklarda paylaşma becerisi gelişmektedir. Sürekli zorlamak yerine sıra alma, bekleme ve karşılıklı oyun gibi sosyal beceriler kademeli biçimde desteklenebilir.
Sosyal-duygusal değerlendirme tanı koyar mı?
Tek başına bir sosyal-duygusal değerlendirme aracı klinik tanı koymaz. Sonuçların çocuğun gelişim öyküsü, farklı ortamlardaki davranışları ve diğer bilgi kaynaklarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Sonuç
Sosyal-duygusal gelişim; çocuğun duygularını fark etmesi, ifade etmesi ve düzenlemesiyle birlikte başkalarının duygularını anlayabilmesini ve sağlıklı sosyal ilişkiler kurabilmesini kapsayan geniş bir gelişim alanıdır.
Bu süreçte çocuklar; duygularını tanımayı, beklemeyi, sınır koymayı, paylaşmayı, iş birliği yapmayı, çatışmaları çözmeyi ve başkalarının bakış açılarını anlamayı giderek daha etkili biçimde öğrenirler.
Ancak bu becerilerin tamamının aynı yaşta ve aynı düzeyde gelişmesi beklenmez.
Çocuğun mizacı, dil becerileri, dikkat ve öz düzenleme kapasitesi, aile ilişkileri ve sosyal deneyimleri sosyal-duygusal gelişimi etkileyebilir.
Bu nedenle temel soru "Çocuk uslu mu, yaramaz mı?" değil;
"Çocuk duygularını nasıl yönetiyor, sosyal ilişkilerde hangi becerilerini kullanabiliyor ve hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyuyor?"
olmalıdır.
Bu yaklaşım çocuğu davranışları üzerinden etiketlemek yerine davranışın altında yatan gelişimsel süreçleri anlamaya yardımcı olur.
Bilgilendirme
Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve bireysel psikolojik, gelişimsel veya tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Çocuğun sosyal-duygusal gelişimi veya davranışlarıyla ilgili belirgin ve devam eden bir endişe bulunması durumunda uygun bir uzmana başvurulması önerilir.